| | Üretsiz Blog oluştur
....."Gitme kelimesini ağzımın içinde, Kaç bıçak darbesiyle öldürmüştüm? Biraz daha kalman için, Kaç günahını içime gömmüştüm? Artık yara bandıyla kapattım yalvarışlarımı arkandan! Gitme işte be adam! Sen gittikçe yetim kalıyor senden peydahladığım yaram ! " ..İçim dışım "AŞK" yanığı...

AŞK'ın en saf hâli..

Destur düştü kaleme alemi ervahtan Susmaktan ve kusmaktan gelen yanılgıların üstüne Geç kalınmış bir gitmeyi üstlendim Loş akşamlarda vazgeçmeleri örtmek için sığınsam da karanlıklara Aşk çoktan düşmüştü suya...

LEYL-İ LAL...

LeyL-i LaL



Gittin...
''Asla Gidemem'' diyendin,
ve ben bilirdim asıl gidenlerin ''asla'' diyenler olduğunu...

Başını yasladığın bir duvar önüydü çarpıştığımız yer.
S/özümüzden dökülen yaralı toplamak için eğildiğimizde fark etmiştik
var(sız)lığımızı.

Geceydi...
Uykularımı satılığa çıkarıp almıştım uçurumvari bir duvar kenarından yüreğini...
Karanlığın en sert muhtıralarını ve siyahın en örtücü, en ısıtan,
en matem yanını taşırdın ela gözlerinin esmer bakışlarında...
O günden affetmiştin gel(e)meyişlerimin suçunu...
Suçlamadan, özür beklemeden...
Dedim ya...Geceydi...



Kızıl bir cemre bekledin şafaklarına, düşmedi...
Adına ihanet bir inatla en ayaz yanlarından vuruldun zemherice...
Kor halinde kar düştü yüreğine...
Çığlara isyanla silkindin ölüm kadar kara bir vedanın altından.
Gözlerindeki sellere verdin ''kal'' denilmeyişlerinin isyanını...

Gittin...


Oysa ne çok ''kal'' kaldı dilimde dökülemeyen...
İstanbul'dum, surlarımdaki Ulubatlı Sen! kendini fethime kurban eden...
Bana mavi bir kent bırakırken, sana Kerbela, Beyrut, Kandehar düştü.
Bana kızıl laleler, sana kan revan düştü...
Mülteci kamplarını taşıdın içinde.
Aşkın en eşkiyası bile siyahına sığındı...
Geceydi; S-aklardı karasında, setrederdi günahları...
Başını öne eğmiş razı oluşlarından anlardım Kays'a selam verip geçmişliğini...


Kaldır Başını.!
Yıldız çoğalttım sen karası gözlerimle adının semasına...
Sen sana kayıpken bulduğum duvar gibi yalnızlıklarına yoldaş olsun gözlerim.
Leylin en koyusunda , akrep yelkovana sarıldığında dön, içine bak.!
Bak ki, sen bana kaybolma...
Herşeyimin var sayıldığı yok(sul)luğumda sen h-içkimsemdin...
Dilimde infaz edilen her ''yar'' sözcüğü için cellada bilendin...
Celladın boynu senin için kaç kez giyotine geldi,
vur(a)mayan bendim...


''Sevmek bazen gitmek'' derdim, sözümü sırtıma asıp da gittin...
Şimdi; Sırtımdaki ceset kokan bu vedaya kaç ömür dayanır bu ''aşk'' dediğin.?

Gittin...
Gitar tınısında inleyen yetim bir deniz kenarı kaldı gözümde...
Diz(eler)ine baş koyduğum şair de gitti...
Hançerimsi bir gülüşle, yaraya basılan binbir kelimen nerde.?
Ya doğmamış çocuklarına kefen biçen o katil anne.?
Kapanan gözlerim dündönümlerine kar etmiyor artık...
Oysa, gün boyu biriktirirdim sırlarımı dilimde harf harf Gece'me...


Bugün bitimsiz artık , Bugün tam on bin ay
Yazgısı adına yakışanım !...

Bil ki; Gayrı Adım

LeyL-i LaL

Bir İki Satır Yazacağım Sadece

khr 
 
Bir iki satır yazacagım sadece…
Sonra
cekip gidecegim


Korkma !
Bir iki satırlık
kalısım olacak !
‘Hosca Kal canımın ici
hocsa kal’ !
Bir veda cümlesi..
Bir kaybedis …

Bir deprem gibi
ayrılık cöker üzerime
bir hosca KaL’La ..

Sadece bir iki satırlık
yan yana gelisimiz olacak

korkma !..

Belki tokalasacagım

ya da veda-i buse
konduracagım yanagına ..

Belki de bir dipnotla ;
Hosca KaL’la gidecegim …

Sonrası ;
Bensiz kalacaksın iste !
İstedigin olacak !
Gidecegim dert etme !

Sevmekle-sevmemek arasındaki
ince bir noktaydım
sende !
Seviyor muydun ¿
oynuyor muydun ¿
Bir bilmece…

Bunca zaman
bosuna yormusum kendimi

belli ki
sevmiyordun..

Hic sevmedin !
Hosca KaL
canımın ici
Hosca KaL..
’Tamam
bir iki satırlık kalısım olacak
görmeyeceksin bir daha beni..


Var mıydım sende
hic bilmiyorum …
Ya da bir CümLe’cik
oldum mu yüreginde ¿

Artık
hicbir sey fark etmez..
Her sey[im]
toparlanıyor bu evden

senden !

Senleyken bile
sensiz düsen takvimler

sensiz gecen saatler..
Baktigim aynalar ..
Hepsi

Hicbiri
yok artık hayatında ..
Yokum ..
[belki hic olmadım..]


Bir iki satır
yazacagım sadece …
Bir iki satırlık
kalısım olacak !
Son Kez !

Daha fazla uzatmıyorum
daha fazla yakmayacagım
kendimi..

Gidiyorum :

‘ Hosca KaL canımın ici Hosca KaL.. ’

Sevmeye
degmezdim ki zaten

iyi ki de yük etmedin
beni yüregine..

Iyi ki de
defettin beni basından !
En iyisini yaptın
en iyisiydi inan ..

En güzelini

en uygununu yaptın bana ..

Degmezdim sevilmeye .. Degmezdim deger verilmeye..!


Aglamaya üzülmeye..
dert edilmeye degmezdim ..
Karanlık gecelerin
yıldızı olmaya degmezdim !

Bosver
iyi ki de sevmemissin ..!

BaNa Degmez’di Hicbir gözyası …

Bir Dua Asılı Kaldı Dudaklarımın İki Yakasında

whenlovebecomessacrificsb8 

“ Bir öksürük parçalıyor ciğerlerimi..
Senin yokluğundan mı,
Ya da annemden gizli gizli içtiğim sigaralardan mı bilemiyorum.
Bildiğim tek şey ; bir yokluk deliyor geçiyor yüreğimi..”

Bir dua asılı kaldı dudaklarımın iki yakasında. Çocukluğumu yirmi dokuz harfin gölgesine bağlayıp sustum adının genişliği kadar. Şimdi derinliği sesinin yokluğu kadar olan bir kuyuya sarkıttım mavi düşlerimi. Dudaklarında birikmiş tüm cümleleri suskunluğa ilmekleyip sus öylece. Ölümcül vakalar ekle düşlerinden arda kalan sayfalara. Bakıyorum da senden çok şeyler istemişim. Şimdi yoksun ya ; tenini mi zapt ettim yoksa yaraları düşlerine kirli yüzümle nüfus mu ettim ? Ya da ellerinle büyüttüğün umutlarını mı gasp ettim ?

Söylesene bana, seni sensiz sevmekten öte ne yaptım sana ?

Bir düş öksüz kaldı yüzük parmağımın sensiz yanında. Şimdi ayrılıkla teyemmüm ederken kirli yüzümü uykusuzluğum vuruyor kıyılarıma. Çek beni kuyulardan. Tozlu raflardan indir beni..Siyah beyaz fotoğraf albümlerden sal beni özgürlüğüme...Cam kenarları biletlerimi iade et. Ama tek bir şeyi verme bana; güllere kundakladığım, umutlarla sardığım canım kızımı sakın verme ellerime..

Çünkü ben sensiz iken ölüyüm.
Tek bir cümle düşmez dudaklarımdan baharlara.
Sal beni bensizliğime....
Bir kırlangıç sürüsüne kat beni...
Kavimler göçünden uzun sürsün göçebeliğim.

Dualarımda suç üstü yakalanmış iken çocukluğum,
Sal beni cam kenarları özlemlere..
Ve dudaklarındaki suskunluğunla öldürmeye devam et beni.
Devşir beni bensizlikle..
Ve durma sakın..
Ellerimle yeşerttiğim düşlere basmaya devam et..

Bakma gözlerimin içindeki gözlerine.
Yakma içimde söndürdüğüm bisiklet sevdası çocukluğumun buzdan renklerini...
Ve söyleme / Komşumuzun bahçesinden çaldığım erikleri..
Ve dillendirme sakın. Senin için faili meçhul cinayetleri..
Ve saçlarını örmek için gökyüzünden çaldığım gökkuşağı için sakın beni ihbar etme gökyüzüne..

Ve sakın dönme arkana...
Bir daha bakarsan ıslak gözlerime,
Bu yürek senin yüreğine iltica edecek sen istemesen de..

Sen hala” bendeki senin “ öldüğünün ispatını fırlatsan da yüzüme..
Yüreğimin en çocuksu yanında yaşıyorsun sen..
Adımın üzerini karalasan da,
Düşlerimin en temiz yanında nefes alıyorsun sen..

Farkındayım..Ben sende öldüm..Ya da öldürüldüm..
Ama yüreğimin iç cebinde bir resmin,
Ellerimin arasında mor bir tespih ile
Sen hala bana kanıyorsun…
Kanadıkça cümlelerim,
Yüreğimin en çöl yanına kök salıyorsun..
Ve bir düş içime kök saldıkça,
Avuçlarımın semaya dönen yüzünde bir dua olup
Bir Elif miktarı büyüyorsun bende…

Sen Git, Ben Oyalarım Yaralarımı(zı)

  

Kan sızmadı henüz...
Yüreğim(iz)in lal dudaklarından hücrelerimize...
Yüzümün çizgilerine basmadan kendim de yürüyebilirim.

Sen git, ben oyalarım yaralarımı(zı)...



[ Su alıyor yürek kayığı(m), kaçak var kıyıya doğru!
Hadi daha hızlı kulaç at, aşksızlığa...

Küreklerimi kıran yalancı kaptan, yüzmesini bilmiyordum ki ben!
Aslım batıyor, derinlere. Geri dönüp, kurtar/ma ne olur? ]

Merak etme beni, sancımasın sol yanın...
Ben her yazımın satır başlarında bulacağım seni.
Gözlerim karanlığım(-ız)a göz kırparken...
Paslanmış yüreğim, dilsiz sevişmelerin edepsizliğinde gülümseyecek terkettiğin yarınlara...
Parçalanmışlığın dengeleri bozulacak.
Sen de doğmak adına günahı Tanrı'sını ağlatan gecelerde arsız kollarda yok edeceğim ruhumu!

Azrail ismimi verecek;
Azrail'e kundaklayacağım masumiyetimi!
Sen merak etme beni...

Coğrafyandım ya senin! Ütopyalarımı unuttum.
Nehirlerimin akıntısına kapıldı umutlarımın harfleri…
Gölgelerinde üşüdü çiçeklerim. Yıktın şehirlerimin içinde ki minarelerimi.
Göğe açılmıyor artık, sen’li düşlerimin elleri!




[ Hangi uyağa sığdırabilirim şimdi seni?
Hangi kemanın kopuk tellerinde aşkın devrik bestesini yapabilirim?
]


Red edilmeye hazır; oyuncakları kırılmış, kimsesiz arka sokakların çocuklarının günlüklerinde saklandı sen'li cümlelerim.
Onlar kadar yıkık!


[ Biliyor musun? Gülümsüyorum yine de, kirpiklerime rağmen...
Tabiatın şapkasından yıldızları çalmaya hazırlanıyorum yine.

Çocukluğumdan miras kalan saflığımla, vedaların kuyruklarına takacağım...]

Bak, yıldızlar getirdim sana...
Yüreğimin batık kayığından tek kişi kurtuldu ve o ben değilim...
Kanama başladı...
Sızıyor ömrüm(-üz)e...
Kanıyor...
Kanayacak daima...
Kaç, benim gibi acı(ma)sın canın!
Ben oyalarım yaralarımı(zı)...

veda...

Ve ben başka bir şehrin şafaklarına sabır çekerken
Bakışlarım kaç yıldız eskitir, kimseler bilmez




Katmerleşen hüzün aynalara gizlenirken
Bir son düşmeli nasibe
Sular ateşe vuslat düşürürken yine gözlerimde
Kaç geri dönüşe teslim olacağım
Sızını içime kaç nefes çekeceğim
Acından ölürken sen görmeyeceksin



İçime oturur hasretin, nasıl yanar kim bilir...



Uykularıma geçit vermez yürek ağrılarım
Sen olmasaydın keşke yüreğimden kazıdığım
Ateşisin içimin sinemde geçmeyen yaram


Yıllandıkça


Anlarım


Gıyabında söylenmiş bütün şiirlerim aşkına
Bağrına düştüğüm toprak kokusuna yemin

Gönül koymayacağım...

Bakışlarına aldandığım ey sevgili
Bana kalsaydı eğer
Yerle gök arası yeminimsin, safran sarısı
Dağlarının zirvelerine düşerse ilk kar


Bil ki

Eteklerinde bahar olup bekleyen bütün mor çiçekler
-benim-




Sabıkam eski
Göbek çukurumda saklı ilk ihanetim
Düşürüverdim cami avlusuna en kavi can bağımı

Senden mi geçmeyeceğim...

Makamın,

f e r a h f e z a

İçli ney taksiminde bir gece yarısı


Dökülüverecek bütün âminlerim...

BAĞIŞLAMIYORUM..

 


Susmak mı!
O geçmişteydi
Şimdi bir ölünün yalnızlığını kemiren
O isimsiz mahşerim
Yaşamı ve acıları tekrar tekrar sorgulayan tarihin
Etten ve kemikten tarifsiz çığlıklarını büyütüyorum
Damarlarımsa
Çoktan çürüyen bir ruhun yatağı
Artık neye dokunsam
Karşılığı bilinmeyen bir boşluğum
Ve nasıl konuşsam
Hiç olmayan bir adrese gidiyorum hep
Artık bura da olmak istemiyorum
Ölmek için nedenler ararken her an
Acı bir yaşamın suretini öperken dudaklarından

Bir adı olmalıysa her ihtilâlin


İnkâr ediyorum kendimi
Bağışlamıyorum geçmişimi
Bağışlamıyorum beni
Söz vermiyorum kendime
Sözler verilsin istemiyorum


Şimdi bir ölünün yalnızlığını kemiren
O puslu kimsesizliğim
Aşksa

İçimde büyüyen koyu bir karanlık nasılsa

LANET OLSUN.. İNANDIMMM... :(




Bir masaldı bu! Sen anlatırdın…
Miş’li geçmiş zamanlardan yokluğa uzanan
Dinle derdin:
Ateşi,yağmuru,güneşi dinle
Kekik kokulu dağlarda
Bir çoban kavalında saklı
Eski bir türkünün yakarışını
Alev alev bir yüreğin yanışını dinle…….

Sen anlatırdın…

Yanmış bir türkünün ezgisinde
Diyar diyar dolaşan aşkları
Oysa
Yalınayak sevdalarım gezinirdi düşlerinde
Bilmezdin……..
Düşlerin vardı
Asırlar öncesinden uykularıma süzülen
Ve gözlerin…
Her mevsim yeniden yeşeren

Kim bilir şimdi neresindesin zamanın
Hangi yüzyılın masalında saklısın
Belki bin bir geceli Şehrazat’sın
Belki Babil’in asma bahçelerinde
Çocukluğumun ellerinden tutmaktasın

Bir masaldı bu!
Hep sen anlattın…
Çocuktum…..inandım….

SENİN İÇİN .... BU ŞEHİRDE SANA ...

nihayet duydun beni :)


__________________

ÜÇÜNCÜ GÜN........ ;(

http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/35712/o/r_bpok6ealljahgnui2f7u.jpg
‘İşin doğrusu: Varlığına alışmaktan daha zor oldu, Yokluğuna alışmak. Alıştım mı bilmiyorum; ama mecbur olduğumu biliyorum. Boşver... Coşkusu da çok güzeldi varlığının, Yokluğunun acısı da hiç fena değildi hani…'
JuaN DizayN IP adresi . SENSİZ GEÇEN GÜNLERİN KAZASI YOK BE SEVGİLİ....